O, fabrika ayarlarına geri döndü.

Kimseyi umursamıyor, lafını sakınmıyor...


Wednesday, March 26, 2008

Bedri Baykam'ın 25 Mart 2008 tarihli bu makalesini okuma şansına eriştiğim için mutlu ve gururluyum. Kaçırmış olanların okuması için buraya koymak istedim. Buyrun...


"Pardon, Rejim Değişti de Haberimiz mi Olmadı?

Bakın gittiğimiz istikamette hangi sesler yankılanıyor:

-“Ne zamandan beri Atatürkçü faaliyetler içindesiniz?”, -“Başka Atatürkçü arkadaşınız var mı? Nerede oturuyorlar?”, -“Bir yürüyüşte ‘Yobazlar İran’a’ diye tempo tuttuğunuz doğru mu?”

İnsanlık onuru çiğnendi geçtiğimiz hafta sonu. Bu Cumhuriyetin, içinde yol aldığı geminin de artık her an kendi buzdağı ile bodoslama bir hesaplaşmaya doğru gittiği ortaya çıktı. Olay şu: Uyuyan (gizli tarikatçı) hücreler, birden ABD’den düğmeye basılınca hızı 5. vitese aldılar. Dinci-faşizmin nelere kadir olabileceği konusunda yalnız küçük bir prova yaşıyoruz, hepsi bu.

Bakın İlhan Selçuk neler yapmışmış: “Örgüte üye olmaksızın, örgütün amaçlarını bilerek örgüt adına vazife yüklenmek”. Vay, vay, vay, sen neymişsin be İlhan Ağabey! Böyle bir yoruma girecek olursanız, dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir ciddi siyasi makale yazılamaz! Gazeteler çiçek böcek yayını halini alır! Ne ilginçtir ki, o meşhur 2. Cumhuriyetçiler (Selçuk’un o yaşta gece yarısı götürülmesini protesto eder görünen birkaç gözü yaşlı timsah dışında) düşünce özgürlüğü kavramında bir dipsiz kuyu talep ederken, buna hiç ses çıkarmadılar! Böyle bir mantık var mı? Selçuk yazacak “ondan ‘esinlenen’lerin bir şey yapma olasılığı olabilir” diye, kendisi hakkında dava açılacak! Dünya hukuk literatürüne geçer bu olay! Yobazlar, yirmi yıldır her gün sövüyorlar bu Cumhuriyet’e… Bugüne kadar devlet bunlara gece 04.00 baskınları mı düzenledi!?

Türkiye geçen hafta yeni bir kavramla ilk defa somut olarak tanıştı: Muhbir gazeteciler. İktidar sarhoşluğu ile ölçüyü kaçıran ve “Neden hepsi içeride değil? Bu yetmez, yeni medya tutuklamaları lazım” diye fetva veren gafiller! 2. Cumhuriyetçilerin sahte demokrat maskeleri düştü. O söylem hemen “susturun şunları”na dayandı. Ahmet Altan, açık açık “Kemalizmin kökünü kazımak lazım” diyerek, idam “şimdilik” kalkmış olduğu için, tüm azılı lider kadroları içeri tıkmayı önerdi!

İlginç olan, 8-9 aydır içeride tutuklu insanları olan bir “davanın”, dolaşan dedikodular dışında iddianamesi yok. Oluşturulan suni yağmur bombaları ile şişirilmiş bulutlar öyle saçma bir ilişkiler dizisi yaratıyor ki! Dinci-faşistler tarafından işlenmiş Rahip ve Dink cinayetlerinin kara bulutları bile “Ergenekon” üstünden “ulusalcı”ların sırtına yıkılabiliyor (!) Ben bu yöntemlerle Kutup Eskimoları ile Afrika’nın Zulu kabileleri arasında, size bol soslu bir ilişki kurabilirim! Üstelik buradaağır” bir hatırlatma yapacağım: Yıllardır, bu ülkede Atatürkçü yazarlar teker teker öldürülürken, bu “ılımlı ve 2. Cumhuriyetçi” takım, hala her gün bu ülkenin üzerine oturduğu Atatürkçü düzeni acımasızca ve savunma hakkı vermeden yerle bir eden onbin yazı yazdılar. Demek ki bu mantıkla onların da

IBDA-C ve İslami Hareket ile ilişkilendirilmeleri mi gerekirdi? Ya da Sivas’ta 37 can yoldaşımızın acı kaybına neden olan yobaz ayaklanmanın öncesinde ve sonrasında malum takımın yazdıkları ortada! Her sabah 04.00’da “zemin hazırlamak ve yön vermek” gerekçesiyle içeri alınmaları mı lazımdı?

İşe bu nedenlerle, kamuoyunda yarattığı büyük bölünme, ülkede oluşturduğu huzursuzluk ve kargaşa yüzünden, “Ergenekon” davasını götüren Savcı Zekeriya Öz, elinde net metinler varsa, belgelerle ortaya koymalı, yoksa tek bir yeni hamle ile ülke yine krize girecek.

Bu toplum dört gündür son tutuklamalara verdiği tepkiyi, bundan önceki yazarlara neden vermediğini de sorgulamalı. Örneğin Ergun Poyraz, Emin Gürses neden yatmaktadır? Ümraniye bombalarıyla nasıl ilişkilendirilmişlerdir? Kamuoyunun bunları bilme hakkı vardır.

“Cuma” tutuklamalarına dönersek… Yargıda “yeni filizlenen” acayip mantığa göre Atatürkçülüğü savunmak artık “yasaklı” ve “tehlikeli” olacaksa, AKP karşıtlığının a“Ergenekon’a zemin hazırlamak”sa o zaman, ortada 30 milyon Ergenekon geziyor(!), siz ülkenin yarısına dikenli çit çekip gözaltına alın! Bir de şu önemli noktaya geliyoruz: Rejim değişti de bizim mi haberimiz olmadı? Ülkenin siyasal-hukuki-laik temel altyapısını savunmak artık “provokasyon” ve “suç” sayılıyorsa bunu bize tebliğ edin de, nerede durduğumuzu öğrenelim!

Geçen hafta kapatma davaaçılmasaydı makalem “Sıra ne zaman yazar-çizerlere gelecek Sn Erdoğan” başlığını taşıyacaktı. Başbakan’ın dikensiz gül bahçesi isteyen tahammülsüzlüğünü işleyecektim. Tabii, parti kapatma gerekçelerinin yok sayılmasının istendiği kuralsız bir ortamda, kimin neden içeri alınacağına dair kural aramak, ahmaklık olur. Çünkü artık rejim “demokrasi ve hukuk devleti” ile ilişkilerini kaybetmektedir! Yani, Mc Carthy’ci gözaltılara hiç mi hiç şaşırmadım!

Bu korkunç hafta sonu başladığında, sergi ve söyleşim için Adana’daydım. Kendimi yedim bitirdim. Ama beni en çok etkileyen, günün sonunda omzumda ağlayan o genç Nazlı oldu, “Ne olacağız biz? Herkes sizi dinledi, ardından güle oynaya dizi izlemeye gitti” diye hıçkırıyordu.

Dik dur Türkiye’m, bu karanlığı da yeneceğiz. İlhan Selçuklar’ına güven…"



Bedri Baykam

0 comments: